22 Ocak 2009

Mobilya

Bugün izinliydim. Daha iki hafta olmadan izin aldim. Nedeni ise yine ev ile ilgili isler.

Nihayet siparis verdigimiz mobilyalarin bi kismi gelebildi. Nihayet bugün evde halinin disinda bi seyin ustune oturabildim. Mutluyum gururluyum. Bi de yataklar yani silteler gelse yatabilecegim bile. Iste o zaman degmeyin keyfime :)
Devamını okumak için...

17 Ocak 2009

Ev

Tasiniyorum yavas yavas. Burasi Türkiye'den sonra hizmet sektörü acisindan cehemmen gibi. Türkiye'de hizmetin kiymetini bilelim valla. Adamlar depolarindaki satin aldigin ürünü eve getirmek icin iki hafta sure istiyorlar. Telefonla randevu falan bi suru ugrastiriyolar.
Simdilik hala oteldeyiz. Ev yasanabilir hale gelir gelmez eve gecmeyi planliyorum. Otel, en iyisi bile olsa, bi yerden sonra cekilmiyo. Neyseki geliken Playstationu getirmistim. Otel odasinda DVD seyredim oyun oynuyorum. Daha dogrusu zaman kalirsa. Genelde isten gelip seriliyorum yataga. Bi kac kez otelin fitness'ine gittim. Yeni baslangic; saglikli olalim, dikkat edelim durumu.
Bugun sabah cumartesi olmasini firsatbilerek alisverise ciktim. Televizyon, dvd, ses sistemi ve mutfak robotu (cok yemek yapicam ya.) aldim. Zor oluyo benim alisverislerim. Karar verene kadar kili kirk yariyorum. Karar verip sonra ustune bi gece uyuyorum. Sabah kalktigimda gönlümden ne geciyosa gidip onu aliyorum. Birazdan internetten buldugum digiturk bayiine gidicem bakalim nedir durumlar.
Hava guzel etraf kalabalik. Buradaki ikinci hafta sonu. Kac kaldi acaba? (askerlik gibi :) ). Bi ara sayip buraya yazarim.

Devamını okumak için...

16 Ocak 2009

Bir hafta

Zaman cok cabuk gecti. Gelir gelmez bi sürü isin icinde buldum kendimi. Herherdeki gibi aslinda yine takip edilecek isler; bütceler, planlar, yan sanayiler, bölümler arasi dengeler.

Komik geliyo aslinda bunlari farkli bir acidan farkli bi ulkede gormek. Oyun gibi hersey. Yeni insanlarla tanisiyosun, ayni yönetim seviyesinde coorporate bi samimiyet. Klübe hosgeldin durumu. Bi de sana bicilen rol belli. Ona gore sana davraniyolar. Bi bakiyosun sen de sana bicilen role gore davraniyorsun. Eglenceli ama bunu gorerek hepsini yasamak.

Is disinda ilk hafta fazla bisi yapamadim. Bi tek; buranin alisveris caddesinde yururken nereli oldugunu bilmedigim bi sokak calgicisi "Akdeniz aksamlari"ni bozuk aksanla soylerken kendimi gulumseyerek eslik ederken bulmam ilginc geldi. Cok hosuma gitti dinlemek. Ben de onla berbaber söyledim. Bu mudur dedim; ilk gunden memleket ozlemi ;)



Devamını okumak için...

10 Ocak 2009

....

Burcu'yu yolcu ettim simdi. Bi tuhaf oldu icim. Ilk defa birisini yolcu ediyorum almanya'dan. Bi de burcu olunca giden haliyle biraz zor oldu.

Bu dört gün görev bilinciyle zamanimizi iyi degerlendirdik. Yapilacak o kadar cok is vardi ki, o tanidik hikayedeki gibi bazen ruhlarimiz yetismekte zorlandi. Yorgunluktan sevinecek halimiz bile olmadi tamamladigimiz islere.

Özetlemek gerekirse; tuttugumuz evi devraldik. Bi suru esya falan aldik.

Artik evi yasanabilir hale getirmek kaldi. Yapariz yavas yavas.

Gelismeleri buraya yazariz artik.
Devamını okumak için...

8 Mayıs 2008

Geri Sayım

Heyecan son haddinde. Koşturmacadan sakin sakin düşünmeye çok fırsat olmadı. İnşallah bir aksilik olmazsa iki gün sonra bu aralar iki çocuk babası olacağım.

Dünyaya yeni bir insanın gelmesi ne muhteşem birşey.

Hayırlısıyla gelsin de düşüncelerimi sizinle paylaşırım.
Devamını okumak için...

5 Mayıs 2008

Teşekkürler Fenerbahçe

Dün akşam psikolojik olarak bir çok gelgiti olan bir maç yaşadık. Çok keyifliydi. Daha iyi anlaşılması için kronolojik olarak anlatayım:

19:00 FB-Gençler ve GS-Sivas maçları başlıyor. Radyolar ayarlandı. Kulaklıklar takıldı. Gözler sahada kulaklar Sivas'ta.
19:13 Fenerbahçe oyuna çok iyi başlayamadı. Sıkıntı var. Taraftar gergin. Birden Sivas'tan gol haberi. Song kendi kalesine atmış. Tribünler hareketleriyor. İlk defa doğru dürüst tezahürat. Maçlar böyle biterse GS şampiyon, Sivas ikinci biz üçüncüyüz. Bir gol atarsak şampiyonluk şansı var.
19:30 Bir türlü oyun kuramıyoruz. Kendi ceza sahamız hizasından taç kullanıyoruz. Topu rakibe atıyor Uğur. Tek pas, düzgün vuruş ve gol yiyoruz. Yıkıldık. Maçlar böyle biterse GS şampiyon, Sivas ikinci biz üçüncüyüz. Fakat Bjk ile aynı puan. Dördüncü olma ihtimali. Aman Allah korusun; avrupa kupaların hayal.
19:40 GS beraberlik golünü attı. Maçlar böyle biterse GS şampiyon, biz ikinci Sivas üçüncü. Şampiyonlar ligi olabilir.
19:42 GS yine gol attı. Şampiyonluk gerçekten hayal. Olmayacak bu iş. Hala averajla ikinciyiz.
19:45 İlk yarının son saniyesi. Serbest vuruş. Alex topa yaklaşıyor. Ben Ersel'e soruyorum: "Gol olsa sevinir misin?" Gol oluyor. Sevinmeyecekmişiz :). Hala ikinciyiz. Bu sefer puan farkı.

Devre oluyor. Sıkıntıdan tribünlerin fuayesinde bir aşağı bir yukarı volta atıyoruz.

19:50 Sivas bir tane daha atıyor. GS ile durum berabere. Bizde de beraberlik var. Hadi Sivas. hadi Fener.
19:52 Gökhan'ın ortası. Nefesler tutuludu. Semih yükseldi. Kafa ve goool. Hala ikinciyiz. Ama bir de Sivas atarsa şampiyonluk bile olur.
19:52 Gole sevinemeden GS'nin gol haberi geliyor. Şampiyonluk hayalleri 30 saniye sürüyor.
20:22 Sivas beklenen golü attı. Ama geç oldu. Yemeden atacaklardı. GS ile puan farkı bir.
20:26 Semih'le farkı ikiye çıkardık. Tamam artık bu maç bizim. Ama yetmiyor.
20:31 GS bir tane daha attı. Artık şampiyonlar ligini garantiledik. Ama şampiyonluk gitti.
20:37 Gereksiz bir gol yedik. Aman diyim. Yine laubalilikten maçı vermeyelim.
20:43 Şaban skoru belirledi.

Bu heyecandan ve bir bağırıp bir susmaktan sesim kısılmış. Heyecandan oldu herhalde, normal maçlarda bağırınca bişii olmuyordu. Bu kadar gitgel yaşamak yoruyor insanı.

Ayrıca dün akşam tribünlerde kendi aramızda bu yıl seviyesi, heyecanı yüksek maç seyretmekten psikolojik olarak yorulduğumuzu konuştuk. Hem takımın, hem tüm yönetimin hem de taraftarların bu konuda da bir kondüsyon kazanması gerekiyor. Bu yıl kondüsyonumuz yetmedi. Gelecek yıl önelemeleri geçip bu konuda bir aşama daha kaydedebileceğimiz için seviniyorum.

Bu yıl seyrettiğim Inter, PSV, Sevilla, Chelsea maçlarından aldığım keyfi tarif edemem. Bir futbol müşterisi olarak buyılki kombinemin karşılığını defalarca aldım.

Bu yıl bize yaşattıkların için tekrar çok teşekkürler Fenerbahçe.




Devamını okumak için...

25 Mart 2008

Koşuyorum

İnanamayacaksınız ama koşuyorum. Buralara yazıp rezil olmadan önce biraz alışayım dedim koşma işine. :) Artık zamanı geldi.

Bilirsiniz gaz adamımdır ben. İki senedir bir faydasını görmesem de yaptığım düzenli spor sırasında iki dakikadan fazla koşamıyordum. Millete bakıyorum tazı gibi maşallah. Dedim vardır bunun bir yolu yordamı. Biraz araştırdım. Koşu ile ilgili bayaa bi site falan buldum. Oradan yeni başlayanlar için programlar buldum. Yavaş yavaş gelişmeye başladı. Beş dakika on dakika derken önce yarım saate sonrada kırkbeş dakikaya çıkardım. Rekor 1 saat kesintisiz.

Gaza gelmemde ne büyük etken araştırmalar sırasında bulduğum Nike+ oldu. Önce ayakkabıyı nike+'a uygun olacak bi ayakkabı aldım. Air Pegasus. Ayakkabını içine konulan bir çip ipod'a takılan ufak bir cihazla haberleşiyor. İpod'da koşu bilgilerini depoluyor. Arada düğmesine basınca hız, süre, km bilgilerini falan da veriyor. Sonra bir ipod edindim nike+ kiti ile beraber.

Böyle ıvır zıvır, alet edevat işlerini sevdiğimden gaza geldim. Koşu için iyi de motivasyon oldu.

Bi ara evde ipod'a takılan aleti kaybettim. Kendime çok kızdım. (Zaten en çok kendime kızıyorum.) Bi düzenli işe yapamıyorum diye. Neyse Burcu sağolsun buldu da keyfim tekrar yerine geldi.

Koşuları blog sayfasında da yayınlayabiliyormuşum. Yan tarafa eklemeye çalıştım. Bakalım umarım çalışır.

Bu koşma işi ile ilgili bir hedef daha belirledim ama şimdilik açık etmeyelim :))
Devamını okumak için...

7 Şubat 2008

SİS

Türkiyenin tamamını sis kaplamış bu hafta. Görüş mesafesi düşmüş. İleriyi göremediğimiz gibi geride olanları da göremiyoruz; olduğumuz yere nasıl geldiğimizi farketmiyoruz (bir de balık hafızamızdan dolayı hatırlayamıyoruz).

Sis basmasını fırsat bilenler yavaş yavaş hedeflerine ilerliyorlar.

Sis dağıldığında göreceğiz nereye geldiğimizi ama geç olacak.

Bu haftaki sisi ileride neyazık ki çok hatırlayacağız çok.
Devamını okumak için...

11 Ocak 2008

Diyet

Dün akşam Kayseri'den İstanbul'a uçakla döndüm. "Ne var bunda? Diyetle ne alakası var?" diyecesiniz.
Kayseri uçuşları iş seyahatlerinden ve Kapadokya ziyaretlerinden dönenlerle genelde tamamen dolu oluyor. Dün de tüm uçak doluydu. Hatta tüm ara koltular da dahil hiç boş yer yoktu.
Tek bir yer hariç. Yanımda oturan kocaman göbekli kocaman adamla benim aramdaki ara koltuk !!?
Check-in yapan görevliler bize bişiiler anlatmaya çalışıyorlardı sanırım.
Tekrar başlıyoruz.
Diyet Episode XXVII

Devamını okumak için...

3 Ocak 2008

Dünyanın en güçlü adamı

Eurosport'ta yayınlanan çok gereksiz bir yarışma var. Dünyanın en güçlü adamı. Gereksiz bir adam olduğum için denk geldiğim de izlerim. Hatta bazen can'la beraber izliyoruz.


Geçenlerde can babasının ne kadar güçlü olduğunu anlatırken "Dünyanın en güçlü adamı yarışmalarındakiler kadar güçlü" ifadesini kullandı.


Bir baba olarak sorunluluklarımı, can'ın sevgisini, beni nasıl gözünde canladırıp algıladığını tekrar düşündüm. Babalık süper bişii; insan kendini dünyanın en güçlü insanı gibi hissediyor. :)

Devamını okumak için...

11 Aralık 2007

Fenerbahçe Maçları: FB-6S

Ne güzel oldu, di mi? Ben pek keyif aldım.

Can'ın faranjit olup evde dinlenmesi gerekince Burcu ile maça gitme planları suya düştü. Biz de kuzen Alpkanat ile gittik. Maçtan yarım saat önce buluşup rahatça içeri girdik ve yerimize ulaştık. Eskiden İngiltere'den yayınlanan maçlarda görürdük. Maçın başlamasına 10 dakikaya kadar tribünler boş olurdu. Sonra birden herkes yerine yerleşirdi. Artık biz de ekabir ekabir maç başlayıncaya kadar ortalıkta dolanıp on dakika kala yerimize oturuyoruz. Stadta ilgili ufak bir de ayrıntı: Aziz amca tavandan ısıtmaları çok açıyor. Açık havada montları çıkarıp maç seyrediyoruz. Ama stadta vestiyer eksik. Koltukalara falan koymak durumunda kalıyoruz montları :))

Başka yerlerde de söylemiştim. Bu sene aldığım kombine şampiyonlar ligindeki Inter ve PSV maçlarıyla kendini ödemişti. Gazsaray maçıda bonusu oldu. Hiç bu kadar rahat bir 6S maçı izlememiştim. Fenerbahçe oyunu nasıl yönlendirmek istiyorsa öyle oynadı. Çok koşmadı, çok yorulmadı ama çok etkili oldu.

Yorumları zaten bir sürü yerde okumuşsunuzdur. Ben sadece aklıma takılan bir gözlemimden bahsedeyim. İkinci golden sonra takım yengeç dansı yaptı. Daha önce konuşmuş ve anlaşmış oldukları belli. Gazetelerde okuduğuma göre Roberto Carlos icadıymış. Takım olarak bu dansın yapılması çok önemliydi bence. Takım olma durumunun ve arkadaşlığın çok iyi bir göstergesi. Bence bu konuda Roberto Carlos'un çok büyük bir etkisi var.


Carlos demişken, özetlerde göremedim ama 6S sahasında atak yaparken bir pozisyonda 6S'nın vurduğu bir top Carlos'un olduğu taraftan taca çıkıyordu. Carlos topa vuracak gibi yapıp bilerek ıska geçti. :)) Tribünde farklı yorumlar oldu. Burada anlatmayayım :)

Maçtan sonra Alp'le stadın yanındaki mackolik'e gittik. İlk defa gidiyorum. Oldukça keyifli bir spor kafe olmuş. Sanırım mekanı daha sık ziyaret edeceğim. Fener böyle oynadıktan sonra...

Devamını okumak için...

7 Aralık 2007

Basit

O kadar uğraştan sonra basit yaşamak lazım geldiğine karar kıldım.
Devamını okumak için...

23 Ekim 2007

Bayrak

Milli birlik ve beraberliğe bu kadar ihtiyacımız olduğu bir zamanda daha güzel bir sembol olabilir mi?


Mümkün olan heryere!

Bayraklarla donatılmış bir site nasıl olur diye merak ederseniz:
www.fenerbahce.org


Devamını okumak için...

18 Ekim 2007

Toplumsal Hafıza ve Seferberlik Bilinci

Son günlerde yaşadığımız olayları düşününce insanı içinden yeniden okula gidip sosyoloji okuyası geliyor.

Br yandan üçgün sonra unutacağımız ermeni tasarısının Amerika'da temsilciler meclisinde onaylanmasına tepki gösteriyoruz. Diğer yandan da Haberturk kanalının neden olduğunu anlamadığım şekilde Fatih Terim ile başlattığı şehit yakınlarına destek kampanyasına topyekün katılıyoruz.


Hatırlar mısınız bilmem; bölücübaşı İtalya'da yakalandığı ve bize teslim edilmeden koruma altında olduğu zamanlarda italyan ürünlerini boykot etmiş hatta sokakta italyan kivilerini kasalarla yere döküp ezmiştik.

Yada Fransa ermeni iddasının doğru olmadığını söylemeyi yada düşünmeyi suç saydığını açıkladığında gösterdiğimiz tepkiyi hatılıyor musunuz?

Amerika'nın neyi oyladığını yada yasama sürecinin hangi kısımlarının bunu kabul ettiğini boşverelim bence.

Nasıl olsa üçgün sonra unutacağız.

Diğer bir yandan da Pazar gecesi Habertük kanalının başlattığı şehit yakınlarına destek kampanyası var. İzlerken tüylerim diken diken oldu. Dün akşam baktığımda katılımın çığ gibi büyüdüğünü gördüm.

Bu seferberlik bilincine bir çok sefer şahit olduk. Depremde en yoğun halini gördük. Sıkıntıya düşünce birbirimize yardım edebiliyoruz.

Aslında her iki konuda ne kadar tepkisel olduğumuzu fakat tepkimizi uzun sürdüremediğimizi gösteriyor.

Gel de sosyoloji okuma.

Devamını okumak için...

3 Ekim 2007

Göçebe Kültürü ve Tüketim

İlgisi olabilir gibi geliyor bana. Sonuçta göçebelikte kullanılan mekanlar tüketiliyor ve yenilerine yelken açlılıyor.

Bizde zaten var olan göçebe kültürü bir de tüketim furyasıyla birleşince tadından yenmez hale geliyor.


Şööle bir yerleşsek ve biraz durulsak diyorum. Kentsel hayata ne dersiniz? Hani hergün geçtiğimiz ve kirliliğinden şikayet ettiğimiz sokaklara tükürmesek veya çöp atmasak?

Kendimizi biyerlere ait hissetsek ve yüzyıllarca yaşayacak kentler inşa etsek. Çözümlerimiz, planlarımız kısa vadeli ve günü kurtarmaya yönelik olmasa. Nası' olur?


Devamını okumak için...

Referandum

Size de biaz tuhaf gelmiyor mu? Cumhurbaşkanını bizim seçip seçmeyeceğimize yine bizim karar vermemiz gerekiyor.


Bana şey gibi geliyor: sana bir hak vereceğiz. Ama önce bu hakkı isteyip istemediğin konusunda seçim yapman gerekiyor.

Tüm politik kaygılar bir yana kim böyle bir seçime hayır der ki?

Diğer bir yandan da Cumhuriyet oldu olalı süregelen bir gelenek var. Ülke şartları içinde zamanla oturmuş bir gelenek.

Parlamentodaki çoğunuk herşeyi değiştirebilme yetkisi mi demek?

Peki bundan sonra farklı fikirde bir çoğunluk olursa ve onlar da başka türlü bir seçim oması gerektiğini düşünüyorlsarsa yine mi değişecek sistem?

Hala demokratik kültür veya gelenek oluşturabilmiş değiliz.

Farklı bir tartışma ama her iki yılda bir farklı kaldırım taşlarında yürümek istemiyorum.

Devamını okumak için...

20 Ağustos 2007

Fenerbahçe Maçları - FB:Gaziantepspor

Bu hafta maça Burcu ve Can'la beraber gittik. Can'ın büyümüş olduğunu birkez daha farkettik. Tezahüratlara, şarkılara daha bilinçli katılıp tempo tutuyor bayaa bayaa.

Maç geç saatte olduğu için sonuna doğru biraz uyuklamaya başladı. Ama sıkıntı olmadan bitirdik maçı.

Maç ise ilginçti doğrusu..

Zico tüm kadroyu yedeklerden oluşturmuştu. Daha önce kadronun böyle olacağını bilmeyen arkadaşların yüzü oyuncular tek tek anons edilirken gerçekten görülmeye değerdi.

Bence çok iyi de oynadılar. Burcu taraftarın azlığından bahsederken "sanki sahada da daha az sayıda oyuncu var" şeklinde bir tespitte bulundu. Ben de futbolda alan daraltma ile ilgili kısa bir bilgilendirme yaptım :)). Bunu oyunun ilk yarısının başında çok iyi yaptılar ve zaten gollerde bu arada oldu.

İlginç olan başka bir olaysa hakemin devrelerin ortasında su molası vermesiydi. Tüm oyuncular basketteki gibi yedek kulübesinin önüne gittiler. Su içip kafalarını falan ıslattılar ve iki dakika sonra oyuna döndüler.

Aslında teknik olarak da molalar kullanılabilir futbolda. Amerikan futbolunda olduğu gibi reklam gelirlerine de faydası olur. (AF'da her devrenin bitimine iki dakika kala reklam molası veriliyor. Endüstriyel spor olayı)

Bu arada bilmeyenler için yedek Fenerbahçe maçı 2-1 kazandı.







Devamını okumak için...

17 Ağustos 2007

Çetin Altan ve Çağdaşlaşma

Çetin Altan bugünki milliyet gazetesindeki köşede Japonya ve Türkiye'deki çağdaşlaşma sürecini değerlendirmiş ve şöyle demiş:
"Her 2 çağdaşlaşma girişiminin arasındaki fark neydi acaba?
Japonya, "çağdaşlık"ın simgesi olan Batı Avrupa'nın "üretim biçimi"ni taklit etmekle başlamıştı yeni bir evreye ve "tüketim biçimi"ni de yerel bırakmıştı.
Türkiye ise, "tüketim biçimi"ni taklit etmiş ve "üretim biçimi"ni de olduğu gibi bırakmıştı."


Tam aklımdaki sorulara cevap oldu. Çok beğendim ve sizinle de paylaşayım dedim. Daha önce tüketim ve modernleşmemizle ilgili bir kaç yazı yazmıştım. Çetin Altan burada gene kendi üslubuyla olayı yorumlamış. Çok çok yerinde bir tespit.

Bence süreç hala böyle devam ediyor. Amerikalı gibi tüketmeye ve mümkünse hiç üretmemeye çalışıyoruz. Sanırım sadece günlük yaşamanın, Orta Asya'dan beri göçebe olmanın, planlama yapamamanın bir sonucu bu. "Ben günü kurtarayım da gerisi ne olursa olsun!


Devamını okumak için...

16 Ağustos 2007

Fenerbahçe - Anderlecht

Bu sezon da canlı seyrettiğim Fenerbahçe maçlarını yada maçlarda benim dikkatimi çekenleri ve kişisel değerlendirmelerimi yazmaya çalışacağım.

Dün akşamki maçın en önemli olayı bence Zoti ve Serdar ile beraber gitmemizdi. Ayarlasan bu kadar denk gelmez. Bi sürü tesadüf ve son dakika organizasyonlarıyla maça hep beraber gidebildik.

Asıl önemli olan Zoti'nin Fener forması giyip tezahüratlara bile katılmasıydı.


Zoti'nin gelmesinin neden bu kadar ilginç olduğunu bırakalım da Zoti karalama defterinde kendisi anlatsın :)). Bu da değişik biri mim hadisesi olsun.
Dünkü maçta dünya gözüyle ve Fener formasıyla Roberto Carlos'u sahada canlı izlame fırsatı buldum. Kesinlikle ayrı bir kategori. Bu kadar sakin, kendinden emin, bu kadar hızlı bir futbolcu hiç görmemiştim. Seyir zevki olarak bireysel yetenekleri severim. Ortega, mesela, takıma hiç katkısı olamsa da zevkle seyrettiğim bir oyuncuydu. Bu nedenle bu yılki kombine Roberto Carlos sayesinde parasını çıkaracağını kanıtladı.
Maçı duymuş yada okumuşsunuzdur zaten. Burada yendik. Orada beraberlik falan olur. Turu geçeriz. Ama ilk yarıdaki futbolu tüm maça yüksek tempolu olarak yanıtamazsak Şampiyonlar Liginde madara oluruz. Bakalım.
Teknik olarak hızlı yapılan tekpaslar ve daha önceden çalışılmış olduğu belli olan hücum organizasyonları göze batıyor.
Yeni sezona ben de hazır olmadan girmişim. Bütün maçı Fenerium Üst'te ayakta seyredince belim ağrımış. Biz de maç kondiayonu kazanacağız herhalde zamanla.



Devamını okumak için...

10 Ağustos 2007

Tatilden meyveyle döndüm

En sonunda bütün bir yıl beklediğim tatil de bitti ve işe ve İstanbul'a geri döndük.

İşe başlayınca çok güzel bir sürprizle karşılaştım.


Bir kaç yıldır yaz tatillerinden işe dönüşleri çarşamba gününe ayarlıyorum. Yani izin pazartesi ve salı da devam ediyor.

İmkanınız varsa kesinlikle tavsiye ederim. Tatil sonrası iki gün İstanbul'da aylaklık süper geliyor. Ayrıca iş yerinde ilk hafta daha ne olduğunu anlamadan bitiveriyor.

Tatil turnemizi bir hafta Bodrum, üç gün Ankara, üç gün Yalova, üç günde İstanbul şeklinde gerçekleştirdik. Fırsat olursa detayları sonra anlatırım.

İşyeindeki arkadaşların dahili numaralarını unutacak kadar tatil iyi gelmiş bana.

Tatil sonrası ilk gün öğleden sonra kapıdaki güvenlikten bana tanımlanamayan bir cisim geldiği bilgisi geldi. Hediye konusunda hassas olan şirkette kısa bir kriz yaşandı. Paket gelince anladık ki Burcu göndermiş.

Tanımlanamayan cisim ise çiçek buketi şeklinde bir meyve sepetiymiş. İşyerinde hep beraber hayretle nasıl bişii diye inceledik ve sonrada fotoğraflayıp mideye indirdik.

Güvenlik krizi dışında bir sorun daha oldu. İşyerindeki arkadaşlara anlatamadım:"Özel bir gün falan değil, Burcu aklına esince yapar bööle şeyler."

Umarım yılın geri kalanı da aynı ağız tadıyla devam eder.


Devamını okumak için...